30 Ağustos Zafer Bayramımızı Peşmelba ile kutlayalım

Demin mutfağa gidip kendime bir şeftali soydum ve peşmelba gibi süsledim onu, peşmelba niyetine de yedim: eski anılar hayalimde, yeni peşmelba ümitleri yüreğimde!

Peşmelba fransızcası “peche melba” nedir bileniniz var mı? Bundan yıllar önce biz dört kafadar arkadaş, ortaokul mezuniyetimizi kutlamak için zamanın öğrenci bütçesine göre oldukça pahalı sayılabileceği  Divan Pastaneleri ne gittik ve o muhteşem tatlıyı sipariş ettik, nasıl mı? Bir peşmelba dört kaşık! Para tükendi eee garson sormaz mı ne içersiniz diye ? Koro halinde cevapladık bir su dört bardak diye!!!

Geçenlerde de işyerinden dört arkadaş Bursa’nın meşhur Uzay Pastanesi nde toplandık ve yaz serisi şeftalili pastalardan tatmak istedik …bu sefer cepte para tükenmiş değil, ama tok olduğumuz için bir rulo şeftalili pasta, dört tabak dedik…kalmadı demez mi garson! Hayallerimiz yıkıldı önce, sonraaa: yerine ne alsak diye kendimiz bakmaya gidince, hayalimizi süsleyen şeftalili rulodan son bir tane kaldığını gördük ve hayaller gerçekleşti!

İşte o an ben yıllar öncesinin peşmelbasının hayaline gittim. Ne güzel bir tat idi o…ama bundan birkaç yıl önce aynı ortaokul arkadaşlarım aynı Divan pastanesinde buluşup peşmelba yiyelim dedik: ne mönüde vardı, ne garson çocuk biliyordu bir zamanlar Divan Pastanesinde peşmelba diye bir tatlı olduğunu! Olamaz böyle bir şey! Buradan @DivanPastaneleri  yetkililerine duyurulur: yazıktır bize, yıkılmasın hayallerimiz, yeniden peşmelbayı canlandırın!

@uzaypastanecaferestoran Uzay pastanesi sizde lütfen, Bursa’da da peşmelba istiyoruz!

Peşmelba nasıl icat edilmiş dersiniz?

19. yüzyıl Londrası, endüstri çağının önde gelen metropolüydü. Kraliçe Victoria döneminde kent, sömürgelerden akan gelirle büyük zenginliğe kavuşmuştu. 1889’da Thames Nehri yakınında Savoy adlı çok lüks bir otel açıldı. Tam 200 odası vardı ve çağın son buluşu elektrikle aydınlanıyordu. Daha da şaşırtıcı olan yanı, otelin 67 odası banyoluydu. Öteki en lüks otellerde banyo olsa olsa bir, iki odada bulunuyor, çoğu odada sadece lavabo yer alıyordu. Basının ve okurların kafası karışmıştı. Bu kadar banyonun gerekçesi neydi? Yoksa deniz yaratıkları mı kalacaktı otelde? Hayır. Dünyanın belli başlı zenginleri, soylu ve ünlüleri oteli ilk gününden itibaren doldurdu. Çağın en tanınmış otelcisi Cesar Ritz burayı yönetiyor, büyük Fransız şef Auguste Escoffier mutfakta mucizeler yaratıyordu. Daha hayattayken ‘Aşçıların Kralı’ olarak anılan Escoffier, Fransız mutfağını dünya çapında üne kavuşturmuştu. Ülkesinin yemek geleneklerinden uzaklaşmadan, sayısız yeni yemek tarifi oluşturuyordu. Onun yarattığı yemekler hafif, zengin aromalı ve lezzetliydi. Escoffier 63 yıl süreyle Avrupa’nın en iyi mutfaklarında çalıştı. Bu bir rekordu ve hepsinden önemlisi, daha ilk günden itibaren kendi buluşu olan yemeklerin, sosların, tatlıların tariflerini kayda geçirdi. Bu kadarla da kalmadı; lüks oteller ve dönemin transatlantiklerindeki kötü havalandırılan, karanlık ve yetersiz mutfakların yeniden düzenlenmesini sağladı. Mutfak ekibine hiyerarşik bir düzen getirdi, herkese belli bir alanda sorumluluk verdi. Böylelikle onun bir talimatıyla, sayıları 80’den fazla mutfak ekibi disiplin içinde çalışıyordu. Ancak büyük aşçı, yemek yapmanın bir sanat olduğunu da hiçbir zaman göz ardı etmedi. Escoffier aşçıların kralıysa, o günlerde operanın kraliçesi de Avustralyalı genç, güzel soprano Nellie Melba’ydı. O sahne aldığında, Avrupa’nın tüm operaları doluyordu. Londra’ya özel ilgisi vardı Melba’nın; 40 yıl süreyle Covent Garden operasında dinleyicilerini büyüledi. 1892’de Wagner’in Lohengrin operasını söyleyecekti. Bu temsil için Escoffier’ye en ön sıradan bir davetiye gönderdi. Ertesi akşam da bu müzik ziyafetinin altında kalmak istemeyen Escoffier, Melba’yı Savoy’a davet etti, onun onuruna yeni bir tatlı yaptı. Beyaz şeftalileri kısa süre haşlayıp kabuğunu soyduktan sonra buzlu suya atıp, üzerine pudra şekeri serpip soğukta bekletti. Sonra gümüş bir kadehin içini kremalı vanilya dondurması ile doldurup, şeftalileri yerleştirdikten sonra, üzerini şeker kattığı ahududu püresiyle kapladı. Bir akşam önce izlediği temsilin ilk perdesindeki kuğulardan esinlenerek, bu nefis tatlının üzerini buzdan iki melek kanadıyla süsledi. Kup tarzı dondurmaların klasiği peşmelba, yani ‘Melba şeftalisi’ işte böyle doğdu. Şef, zaman içinde dondurmada küçük rötuşlar yaptı ve şeftalinin etrafına az miktarda krema ekledi. (kaynak

http://www.sabah.com.tr/pazar/gurme/2009/08/16/pesmelba_ve_kup_griye)

Carmen ve Eftalya’nın 30 Ağustos coşkusu

Soprano Nellie Melba onuruna Fransız şef Auguste Escoffier tarafından 117 yıl önce yapılan peşmelba,  benim için kutlamanın anısı, öyleyse Carmen ve Eftalya gibi kutlayalım bayraklarla, zafer marşlarıyla ve tabii peşmelba ile 30 Ağustos’u!

Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesinde çok önemli bir aşama olan 30 Ağustos Zafer Bayramımızın önemini Uğur Mumcu’nun kaleminden okuyalım:

İŞTE UĞUR MUMCU’NUN 30 AĞUSTOS 1992 TARİHLİ YAZISI

TBMM ve Ordu

Bugünler, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın neden yapıldığını, Kurtuluş Savaşı önder kadrosunun neyi amaçladığını, “Kuva-yı Milliye”nin ne olduğunu, hangi ayaklanmaların yaşandığını, bütün bu olaylar içinde silahlı kuvvetlerin ne gibi konum ve işleve sahip olduğunu yeniden anlamanın ve anlatmanın zamanıdır.

Çünkü, son yıllarda ve özellikle son günlerde Kurtuluş Savaşı’na karşı yabancılaşma süreci yaşanıyor.

Devleti devlet, orduyu ordu, halkı halk, cumhuriyeti cumhuriyet, devrimi devrim yapan o görkemli savaş küçümseniyor.

Şu bildiri ilk TBMM’ce 1920 yılında yayımlanmıştır, bu bildiriyi asker ve sivil, hepimiz yeniden okuyalım.

-TBMM, milletin hayat ve istikbaline suikast eden emperyalist ve kapitalist düşmanların saldırılarına karşı savunma ve amaca aykırı hareket edenleri cezalandırma amacıyla kurulan bir orduya sahiptir. Emir ve komuta yetkisi TBMM’nin manevi kişiliğindendir.

Kurtuluş Savaşı’nda ordu, bir avuç ulusal kurtuluşçu subay ve “Kuva-yı Milliye” adı verilen sivil örgütlerce oluşturulmuştur.

Kurtluş Savaşı, “asker – sivil – aydın halk” üçlüsü ile örgütlenmiş ve kazanılmıştır.

Kurtuluş Savaşı, birçoklarının sandığı gibi kökeninde “asker cumhuriyeti” değil, sivil örgütlenme biçimi olan “Kuva-yı Milliye” örgütleri ve 1921 Anayasası’nda yer alan “Vilayet ve Nahiye şurâları” yer alır.

Ordu, TBMM’nin emrindedir. Ordunun da TBMM’nin de o günlerdeki amaçları aynıdır.

-Emperyalist ve kapitalist düşmanlara karşı savaşmak…

Silahlı Kuvvetler, Kurtuluş Savaşı’nda TBMM’nin emrinde hem dünyanın o tarihteki en güçlü emperyalist ordularına karşı savaştı, hem iç ayaklanmaları bastırdı.

“Kuva-yı Milliye” ve silahlı kuvvetler, o yıllarda kaç ayaklanmayı bastırdı?

Trabzon ve çevresinde Pontus… 1919 Mayısı’nda Nusaybin’de Ali Batı… Bozkır… Şeyh Eşref… 1919 Kasımı’nda Anzavur… 1920 Nisanı’nda Düzce, aynı yılın Mayıs ayında Yozgat’ta Çapanoğlu… ve yine aynı yılın Haziran başında Zile ve Ekim ayında Konya’da Zeynelabidin Aralık ayında da Çerkez Etem ayaklanmaları baş gösterir.

1921 Temmuzu’nda da Koçkiri ayaklanması başlar.

1924 Nasturi… 1925 Şeyh Sait… 1925 Raçkotan… 1925 – 1937 Sason… 1926 1.Ağrı… 1926 Koçuşağı… 1927 Mutki… 1927 2. Ağrı… 1927 Bicar… 1929 Asi Resul… 1929 Tendürük… 1930 Savur… 1930 Zeylan… 1930 Oramar… 1930 3. Ağrı… 1930 Pülümür… 1930 Menemen… 1937 – 38 Dersim ayaklanmaları yaşanır.

TBMM ve silahlı kuvvetler, bir yandan emperyalist ve kapitalist düşmanlarla savaşırken, bir yandan da bu iç ayaklanmaları bastırır.

Kurtuluş Savaşı, bir soylu ayaklanma, “Kuva-yı Milliye”, köklü bir sivil direniş ve 30 Ağustos da görkemli bir askeri utkudur.

Türkiye Cumhuriyeti, ne holding yazıhanelerinde kurulmuştur, ne lüks otel lobilerinde ne de CIA ve Dünya Bankası koridorlarında.

Savaşı kazanan ve cumhuriyeti kuran, o çilekeş o özverili Anadolu halkıdır, her cephede kan akıtan, can veren Mehmetçiktir, “tam bağımsızlık” inancı ile Anadolu’ya geçen ve emperyalist ordulara karşı savaşan ve ayaklanmaları bastıran yurtsever subaylardır; Mustafa Kemal gibi İsmet Paşa, Fevzi Paşa, Karabekir Paşa, Refet Paşa, Fahrettin Paşa, Ali Fuat ve Kazım Özalp Paşalar gibi paşalardır.

Ne yazık ve acı ki Türkiye, yeniden emperyalizm ve kapitalizmin boyunduruğuna girdi. Körfez savaşında bölgeye egemen olan “yeni dünya düzeni” Türkiye’de hemen yandaşlarını ve sözcülerini buldu; ideolojik ve siyasal bombardıman başladı.

Kurtuluş Savaşı’na, Atatürk’e ve cumhuriyete karşı saldırılar bu yüzden yoğunlaştı.

30 Ağustos, “emperyalizme ve kapitalizme karşı” Türk halkının ordusu eliyle kazandığı büyük utkudur.

Ulusal bağımsızlıkçılar; 30 Ağustos Bayramı hepinize kutlu olsun!

Uğur MUMCU – Cumhuriyet, 30 Ağustos 1992

http://www.sozcu.com.tr/2017/gunun-icinden/ugur-mumcu-30-agustos-zafer-bayrami-icin-bu-yaziyi-kaleme-almisti-1984369/

Bu yazıdaki seramik bebekleri almak isterseniz aşağıdaki adresi ziyaret edin

https://hulisfunnyfoodadventure.com/urun-kategori/seramik-bebekler/

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir