Halasının bir tanesine ve de buyrun mantı keyfine!

Neşe’nin mantısı

Çok sevdiğim arkadaşım Neşe, rahatsızlandığım bir gün beni ziyarete geldi ve bana gönlünden bir hediye verdi: 1 dal çiçek, 1 kavanoz yoğurt ve 1 paket mantı! O kadar büyük bir moral oldu ki bu ziyaret benim için, çabucak iyileştim. Burada uçuşan sevgi, iyi niyet, alçak gönüllülük ve ince düşünceler di beni iyileştiren…

Beril’in hediyesi

İşte o gün Neşe, yeğeni Beril’den bahsetti bana. Onun da mantıyı çok sevdiğini o gün öğrendim. Bugün Beril için bir sürpriz hazırladım: bu onun adına , ona özel yazılmış bir masal, bakalım beğenecek mi?

Ve şimdi de dolaptan çıkardığım paketi haşlayacağım ve Beril İstanbul da sürprizinin paketini açarken ben de burada keyifle halasının bana getirdiği mantıyı yiyeceğim mutfakta çiçeğimin karşısında. Siz de ister misiniz, tarifi aşağıda.

Ama önce masalımızı okuyalım!
Beril’in renkli dünyasına yolculuk

Halasının bir tanesine!

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, günlerden bir gün bir çiğdem tarlasından yücelen, bir armağan gelmiş halasının kucağına…

Böylesine tatlı, sevimli, güzel, bir o kadar da hareketli olan bir bebek, o güne kadar hiç görülmemiş. Adını, Beril koymuşlar!

Anne baba sevinç içinde onu büyütürlerken, biricik çocukları için, her türlü imkanı yaratmışlar.

Bu güzel kız büyümüş yuvaya gitmiş, oradan da ilkokula…Tüm bu seneler geçerken, bu zeki ve akıllı kız, çeşitli beceriler geliştirmiş: sporu çok seven Beril, voleybol ve yüzmede başarılar elde etmiş. Kız çocuğu halaya benzer misali, müzik kulağı çok iyi olan tatlı kız piyano, keman ve dansa da merak sarmış. 

Annesinin kuzusu, babasının güzeller güzeli bu kız, çok ta sevecenmiş: öyle ki hayvanlara özel bir ilgisi varmış.

 Bir yılbaşı günü çam ağacının altında oturup bir dilek dilemiş: “Halamı çok seviyorum, keşke bize gelse” demiş! Aaa o da ne tam 28 gün sonra zırrr kapı çalmış ve halası ona, taaa uzaklardan çikolatalı bir pasta getirmiş. Neşe ile yemişler kuzenleri Naz, Tutku ve Mahmut Dedesiyle birlikte!

Mantı yerken hem masalını okusun hem de yesin diye hazırladığım amerikan servis

Beril o gece, yorgun ve mutlu, erkenden uykuya dalmış. Rüyasında uzak diyarlardan birinde, çook güzel bir bahçedeymiş. Bu bahçe Huli Hanım’a aitmiş. Burada her renkten çeşitli kuşlar, her cinsten köpekler ve çok güzel bebekler varmış. Birden omzuna, mavi bir muhabbet kuşu konmuş ve ona :” cik cik cik benim adım Cambaz“ demiş.”Benim sahibim, etrafı kirletiyorum diye bir gün bana çok kızdı, kafesimden aldığı gibi beni camdan dışarı attı!!” demiş.

Derken oradan koşarak, çok oyuncu bir köpek gelmiş yanlarına: “hav hav benim adım Milo, hav hav hav haydi oynayalım havvv” diye şarkı söylüyormuş. Köpeciğin hikayesi de çok acıklıymış. Bir aile, onu çocuklarıyla oynasın diye almış, ama bakmak zor geldiği için sokağa bırakmış!! Zavallı günlerce aç susuz kalmış.

Huli hanım, tüm bu yuvasız hayvanları bahçesine kabul etmiş; onlara sevgi, yemek ve yuva vermis. Küçük kız çok duygulanmış!O gün meğerse Beril’in doğum günüymüş…Huli Hanım ona sürpriz olarak, tüm arkadaşlarını davet etmiş. Tabii ki, en iyi arkadaşı Esra  da oradaymış. Esra ona çok güzel, örgü bir bebek hediye getirmiş, ama bebeğin adını ne koyacaklarına karar verememişler? Huli Hanım, onlara bir öneride bulunmuş: Minnoş…derken sabah olmuş, küçük kız uyanmış. Rüyasını günlüğüne not almış.

 Böylece günler, aylar, yıllar geçmiş… küçük kız büyümüş ve çok güzel bir genç kız olmuş. Çok başarılı bir şekilde sınıflarını geçmiş, yurduna ve insanlığa çok faydalı bir bilim kadını olmuş! O hayvan sevgisi hiç eksilmemiş ve günün birinde hayvanların hiç sokaklara atılmamalarını, hep mutlu olmalarını sağlayacak cennet gibi bir yer tasarlamış.Ve orada kendini adeta bu sevimli dostlarına adamış. Bu sevimli dostlar hastalandıklarında orada tedavi edilmişler, aç kaldıklarında beslenmişler, eğitilmişler ve hep sevgiyle sarmalanmışlar…O gün bu gündür hepsi çok mutlu yaşamışlar. 

Annesi, babası ve halası, kızlarıyla hep gurur duymuşlar ve her zaman onu çok sevmişler. Onlar ermişler muradına, biz çıkalım kerevetine…

Mantıya gelince unuttum sanmayın işte sıra ona geldi:

Pişirme süresi: 25 dakika

Hazırlama süresi: 5 dakika

Malzemeler:

1 paket mantı (Tercihen Neşe’nin yaptığı 🙂 )

5 bardak tuzlu kaynar su

1 kaşık zeytinyağı

1 kase sarmısaklı yoğurt

Tereyağ

1 çorba kaşığı salçaSalça

Nane, kırmızı biber, sumak

Yapılışı:

Kaynayan tuzlu suya zeytinyağ ilave ediyoruz ki mantılar yapışmasın. Yumuşayıncaya kadar fazla karıştırmadan arada delikli kepçe ile alt üst ederek 20-25 dakika pişiriyoruz. Hemen servis tabaklarına alıp yoğurdu üstüne koyuyoruz, kızgın tereyağında pişirilmiş salçayı gezdirip baharatları serpiyoruz. Kaşık kaşık yiyoruz afiyet olsun!

“Halasının bir tanesine ve de buyrun mantı keyfine!” için 2 yorum

  1. Halasının kuzusu da ona çok teşekkür edecektir yarın sabah uyanır-uyanmaz kendi masalını heyecanla okurken.

  2. Ne kadar icten ve guzel…🤗sizleri guzel bir sanat dali olan seramik sevdamizda birlestiren hayata , Nese hanim ve siz cok ozel insanlarsiniz;sizleri bana tanistirdigi icin tesekkur ediyorum..masal gibi bir masal..yani biz buyuklerin de icine suzulup akabilecegi gibi tilsimli…benim de dunyalar tatlisi biricik yigenim var..ismi Derin..😍O da halasinin bir tanesi.Izmir deler.ben de cok ozendim dogumgunumuz de yaklasiyor harika olur😉.Sevgilerimle💜💜

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir