Keles’e bir vefa borcum var

Yıl 1982 Türk Folklor Kurumunda hem halk oyunları oynuyor, hem de araştırma yapıyordum Keles kadın kıyafetleri hakkında ve bir ödül kazandım! Ama maalesef bu araştırma İstanbul kütüphanelerinin dışında olamadı o zamanlar…

Keles kadın kıyafetleri Burfaş ta satılan bebekler
Keles kadın kıyafetleri

FOLKLOR

a-) GİYİM-KUŞAM

Zengin kültür değerlerini günümüze kadar yaşatan Keles insanının giyim ve kuşamını incelerken Türk milletinin ince sanat ve giyim zevkini de tatmış olacağız.

Özü asırlar öncesine dayanan kıyafetlerdeki işleme, desen, renk ve süslemeler Keles yöresi insanlarının milli duygu ve düşüncelerinin sanata yansıyan birer sembolüdür. Zira her desen ve işleme kültür mirasımıza dayalı bir anlam ifade eder. Çünkü bu desenler üzerinden asırların geçmesine rağmen silinmemiş artık kültürün bir parçası haline gelmiştir.

a.1-) KADIN GİYİMİ:

Başta, örme (kalın keçe veya kadifeden de yapılmaktadır) ve kalıplı fes bulunur.Tepelik veya al fes de denilen fesin üst kısmı 10 cm. eninde “çatık” denen rengârenk dizi boncuklarla kaplıdır. Ön taraftaki “sarkıtma” adı verilen boncuktan yapma desenli süslemeler; alna doğru sarkar. Fesin üstüne oyalı “yazma” örtülür. genellikle pulludur. Fesin iki yanında;sapları boncuk dizili yün ipliğinden yapılma topuz sarkıtmalar yani püsküller bulunur. Fesin alt kenarına ise; iki parmak genişliğinde bir şerit seklinde, boncuktan örülü “ıraçkın” çekilir. Boyna, yine boncuktan örme, yöreye has “gıdıklık” takılır. Boğaz kısmına hilâl şeklinde bağlanan bu takının yapımında kullanılan boncuklar; yaylalarımızı şenlendiren kekliğin boynundaki tüylerin rengindedir.

Alta saten veya keten kumaştan yapılan “don” giyilir. Donun paçaları büzgülü olup, bel ve paça ağızları lastik uçkurludur. Paça önlerinde de çeşitli desenler bulunur.

Donun üzerine pamuklu kumaştan yapılmış, kenarları işlemeli ve genellikle beyaz renkli “göynek” denilen uzun bir içlik, bunun üzerine de “üçetek” giyilir. Kızlar için ipekli kumaştan yapılan bu entarinin düz olan yaka ve kol ağızları ile ön-arka etek kenarları yine yöresel motiflerle işlenmiştir. Üçeteğin arka eteği sarkarken yandaki etekler bele toplanır. Bu suretle don ve göynek de görünmüş olur. Üçeteğin üzerine giyilen “güdük cepken”; mavi, mor, bordo veya açık yeşil renklerdeki divitin ya da kadife kumaştan yapılır. Astar ile kumaş arasına pamuk veya yün yerleştirilerek baklava şeklinde biçim verilmek suretiyle dikilir. İliği ve düğmesi bulunmayan cepkenin ön kenarlarında ve kollarında simli-sırmalı motifler bulunur. Kollar biraz kısacadır.

“Peşkir” veya “fita” da denilen “önaba”,yöredeki el tezgahlarında yün ipinden dokunur. Gelin olacak kızlar kendi önabalarını çeşitli motifler işleyerek özenle dokur. Gençlere nazaran, ihtiyar kadınla­rın kullandığı önabanın motifleri daha sadedir. Alt kısmında saçaklar bulunan ve ön tarafı pul ya da puylatlarla süslenmiş olan önaba; önlük gibi belden, eteğin üzerine bağlanır.

Siyah, kırmızı ve beyaz yün ipinden, el tezgahlarında dokunan “dizge (veya çizge)” 5-6 cm genişliğinde 2.5-3 metre uzunluğunda olup;bele 3-4 sıra halinde dolanır. Dizgenin uçlarında, keçi kılından yapılan püsküller ve tongurak (tongurdak) denilen mavi boncuklar bulunur. Bu boncukların kadını nazardan koruduğuna inanılır. Dizge, eteği ve önabayı tutmaya da yarar.

Bele arkaya doğru üçgen biçiminde ve püskülü saçakları yandan sarkacak şekilde “kuşak” bağlanır. 40-50 cm genişliğinde ve 3 m. uzunluğundaki kuşak yünden veya ipekten dokunur. Kare şeklindeki kuşağın dört tarafından kozalı püsküller sarkar.

Ayağa koyun yününden örme çorap giyilir. Çorabın konçlarına ve ayak uçlarına, bitki köklerinden imal edilen boyalarla renklendirilmiş çeşitli renklerdeki iplerle bazı desenler işlenir. Çorabın boyu diz altına kadar uzar ve gerektiğinde donun paçalarını da içine alacak şekilde esnektir.

Çorabın üzerine kırmızı renkli ince deriden yapılma ucu sivri “yemeni” giyilir.

Gelinlik olarak boydan sırmalı ve işlemeli kadife kumaştan yapılmış “bindallı” giyilir. Bindallının bel kısmına gümüş tokalı büyük bir kemer takılır, boyna da gıdıklıkla beraber ipe dizilmiş kalın boncuklardan müteşekkil “hakik” bağlanır.

Ancak, yukarıda açıkladığımız şekilde bir giyim tarzı artık hemen hemen yok olmuştur. Şimdi kadınlar içe boydan bir entari, üzerine bir yelek veya hırka, alta siyah etek giymekte, başa da ak bez bağlamaktadır. Yalnız bazı köylerde halen fes de giyilmektedir. Buralarda fesi sadece evli kadınlar ak bezin altına giyer, böylece kadının evli olup olmadığı anlaşılmaktadır. Günümüzde gelinlik olarak klasik beyaz gelinlikler kullanılmaktadır.

Kaynak: Av. Niyazi TOPÇU

Kader beni 1990 yılında Bursa’ya getirdi iş yerinde Osman Demir ağabeyimiz ile tanıştım. Kendisi sağ olsun sohbetlerimiz sırasında benim Keles ve kültürüne  olan ilgimi duyunca bana bir pullu yazma hediye etti, çeyiz sandıklarıdan çıkma. Onun sahibi, bugün rahmetli olmuş olan nur içinde yatsın, eşinin bende bir pırasalı kek tarifi var ki Demir ailesine ait güzel duyguları hatırlarım, her yapıp yediğimde! İşte bugün ben o kekin tarifini veriyor olacağım size, ama önce kültürel mirasımız Keles ‘i bir miktar daha tanıtayım.

Yıllar geçti aradan ve ben Keles’ e ancak 2010 yılında gidebildim aynı 28 yıl öncesinin heyecanıyla! Bir bayram olduğu için her yer kapalı idi ama biz şanslıydık eşim, ben ve sevgili dostlarımız Kilciler ailesi olarak. Neden mi ? Çünkü köy meydanında sorup soruştururken folklorik birşeyler görmek istiyoruz diye, bizim Osman ağabeyin bir akrabası olan, köyün halk evinin yöneticisine denk geldik. Sağolsunlar bizi tanrı misafiri olarak ağırladılar.

Hemen yer sofraları kuruldu. Evdeki kadınlar tüm marifetlerini tattırdılar bize: tarhana, sarma dolmasından, erkeş kavurmasına, turşusundan köy ekmeğine, yoğurdundan ev baklavasına kadar. Sonra da en büyülü an geldi : sandıklar açıldı, o el emeği göz nuru, atalarından kalma kıyafetleri sergilediler, sonra genç iki arkadaş kıyafetleri giyip başladılar halk oyunlarının temel figürlerini sergilemeye.

Keleste bana hediye edilen kolye
Keleste bana hediye edilen kolye

Düşünebiliyor musunuz, nasıl bir şölen yaşadık hemen oracıkta, o evin oturma odasında. Derken çaylar geldi, derin sohbetin eşliğinde yudum yudum içtiğimiz. Sonra müsaade isteyip ayrıldık minnettar bir şekilde bize evlerini, sofralarını büyük bir misafir perverlikle açan o insanların yanından…

Bu hafta sonu hadi dedim şu pırasalı keki yapayım ve tüm bu anılar film şeridi gibi geçti gözümün önünden. Şimdi gelelim tarifimiz için gerekenlere:

Malzemeler:

2 kg pırasa (yıkanıp ayıklandıktan sonra küçük küçük kesilip, düdüklü tencere öttükten sonra 20 dk haşlanmış ve suyu süzülmüş)

2 yumurta

1 su bardağı yoğurt

1/2 su bardağı ufalanmış beyaz peynir

2 su bardağı mısır unu

1 su bardağı buğday unu

1 su bardağı su

1 paket kabartma tozu

1er çay kaşığı tuz ve karabiber

Yapılışı:

Pişmiş süzülmüş pırasa nın üstüne diğer malzemeler sırasıyla konulur ve karışım, yağlanmış bir kalıba aktarılır.

ve 170 derece fırında 40-50 dk pişirilen kek afiyetle yenilir.

 

 

 

 

“Keles’e bir vefa borcum var” için 2 yorum

  1. Marifetli kızım,ne güzel anlatıyorsun , yazın Kilyos’ta yap da birlikte yiyelim… çok öpüyorum😚

  2. Bu yazıyı yazarak bence vefa borcunuzu ödemişsiniz. Annemi rahmetle anıyorum. Yazıyı babam Osman Demir’e de okutacağım. Teşekkürlerimle.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir