Nenimühülün türlü huyları

Sabahın erken saatlerinde başlayan yolculuk kanlı ayın ışığında tamamlanmak üzereydi. Kadının ödü patlıyordu ya kanlı ayın arkasından astroloğun yazısında okuduğu felaketler olursaydı. Kocası bu lakırdıları duymaktan bezmişti ama bir yandan da onu korkutmaktan zevk alıyordu…

” Baksana” dedi önünden geçmekte oldukları Çorum Tatbak leblebi fabrikasının ayyıldızlı bayrağını göstererek. Nenimühül projektörün ışığında daha da bir büyük gözükerek dalgalanan koca bayrağı görünce bembeyaz kesildi, oğulları da kıskıs gülüyordu bir yandan da ” yapma baba” diyordu. Adam kahkahlarla gülerken kadıncağızın dudakları uçuklamaya başlamıştı. Çocukluğunu hatırladı, o zaman da korkardı dalgalanan bayrağın altından müzik hocasının komutlarını izlerken. Sınıfın en uzun boylusu olan Ali bayrağı karnının üzerine denk gelen taşıma kemerine dayatıp aşağıda sıra olmuş çocukların üzerine doğru sallarken, sanki o bayrak gelip Nenimühül’ü sarmalayacak, havalandırıp yerden ayaklarını kesecek ve bir girdabın içinde bir bilinmeze doğru gökyüzünde kayıp olacaktı. Sırtındaki soğuk terler ile kocasına söylendi,” hiç mi utanma yok sende, korkuyorum diyorum dalgalanan bayraktan, niye inadına gösteriyorsun?…”. Rahatlamak için çantasında taşıdığı Hıytırık isimli kedisini okşamaya başladı. Hayvancağız da gerginliği sezdiği için diken üstündeydi.

Biraz sonra otobüs Havza’da Lak Lok tesislerinde mola verdi. Kastro turizmin kaptanı Fidel lakaplı şoför ” Otuz dakika akşam yemeği molası, çaylar şirketten” diye bağırıyordu. İyice karınları acıkmıştı, baktılar diğer masalarda yemek yiyenler alüminyum tencerelerin kapaklarını açıp içinden ekmek çıkarıyor ve önlerine gelen sahana bandırıyorlardı. Bizimkiler de aynısından ısmarladılar ve harika menemeni mideye indirmeye başladılar, yanında da buz gibi manda yoğurdunu kaşıklarken gözleri açıldı keyifler yerine geldi. Yemeğin üzerine kor ateşli semaverle gelen çayın keyfine ise diyecek yoktu.

Koliklim diye seslendi kızına Nenimühül koriço saçlı kızına ” al şu parayı da şu çitleklerden al yolda çitleyip oyalanırız”.

“Cağhan sen de sisisye sor bakalım ekşi sözcüğü açsın, ilk kavaran kampı neredeymiş biz orada ineceğiz herhalde , arkadaşlar bekliyor, rötarı telayfi etmemiz lazım, yayladaki külbastı oyununa  yetişiriz herhalde Fidel Kastro sağolsun basar gaza viraj miraj dinlemeden ne de olsa…sabaha varırız serenderlerle bezeli yamaca” .

“Yoook ” dedi kocası ben buranın uykuluk tatlısını yemeden babamdan mezar çıksa yola çıkmam hem daha şuradan zeytinyağı çekirdeği alacağız”. ” Ayyy” dedi nenimühül yol boyu yediniz de durdunuz “, sanki kendi hiç yememiş gibi, ” şimdi eve dönüşte çamaşırları kaç günde yıkarım bilmem? Kıyafetleriniz yemek mönüsü gibi hepsinin lekeleri üzerinizde”, bir yandan da hep yanında taşıdığı lavanta kokulu kolonyasını dökünüyordu ellerine her zaman yaptığı gibi iyice ovuşturarak…

” Tabii günler sürer senin çamaşır işin hanım,” dedi kocası” altları ayrı, üstleri ayrı ayırırsın; renkelere göre de yeniden ayırırsın, artık bir de yenen yemeklerin kokularına göre de ayırırsan silorlular sağa, köndarlılar sola,nişoşlular öteye,pucukolular beriye, hele burmalılar ile erişteliler hiç birbirine değmeye, hele o sarımsaklı turşu kavurmasıyla lekelenen gömlek asla adı üzerinde kurufasulye olduğu için susuz pişen ispir fasulyesi ilen asla yan yana gelmiye, cağ kebabın sahibi hangi ilimizdir tartışılır ama bizim çamaşırlar neden askerliklerini bitiremediler bunca yıldır orası tartışılmaz ki hanım…”

” Ne yapalım, ben isterim giydikleriniz temiz olsun herkesin vardır türlü türlü huyu, ama iyisi mi atalım bir kahkaha karnımızın kasları katılıncaya kadar neşemizi bulalım, şu nihalleri uzamış müge çiçeklerini koklayıp hülyalara dalalım.”

“Nenimühülün türlü huyları” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir